6 Ekim 2009 Salı

Five minutes of Heaven: Yüzleşmeyle gelen cennet

Yönetim olarak İngiltere’ye bağımlı, coğrafi olarak ise İrlanda adasında bulunan “Kuzey İrlanda” 1920’lerden beridir karışıklıklar içerisindedir. Günümüzde, IRA’nın silahlı mücadeleye son vermesi ve 2007’de beş senedir askıda olan özerk yönetimin, yerel yönetimlere devredilmesiyle karşıklıklar dinmiştir.

1921’de Birleşik Krallık, Serbest İrlanda Devleti'nin kurulmasını kabul etmiş, ancak Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık'a bağlı kalacağını ilan etmiştir. Bu bağlılık bölgede on yıllar süren çatışmaların nedeni olmuştur. Bölgede protestan çoğunluğun İngiltere'yle birleşme yanlısı, katolik azınlığın ise “yerel yönetim ile bağımsızlık” yanlısı olmaları tarafları belirlemiş ve bu demografik yapıda 1975’lerde büyüyen çoğu çocuk, sokaklarında İngiltere tankların eksik olmadığı Kuzey İrlanda’daki çete savaşlarına ailesinden bir ferdi kurban vermiştir.

Five Minutes of Heaven, Kuzey İrlanda’nın bu özel durumuna ve yakın geçmişine iki insanın gözlüğünden bakan, Das Experiment (Deney), Der Untergang (Çöküş) ve The Invasion (İstila) gibi filmleriyle tanınan yönetmen Oliver Hirschbiegel’dan etkileyici, birleştirici ve gerçekçi bir yapım.

1975’lerde Kuzey İrlanda’nın politik çalkantılarla dolu olduğu günlerinde, minik bir evde, 17 yaşında bir genci aynada kendisini seyrederken, dışarı çıkmak üzere giyinip, hazırlanırken görürüz. 70ler duvar kağıtları, minik şirin televizyonlar, talkshow komedi programları, programı izleyen aile... Herşey normal gibidir. Ana hikayemizdeki gençlerden biri olan Alistair’in o hazırlanma sahnesi, filmin hikayesi hakkında hiç bir şey bilmeyenler için Michael Haneke filmlerinde hissettiğimiz o tanıdık gerginlik hissini bize en baştan yaşatmaya başlar.

Protestan ve “birlik yanlısı” çetelerden birinde yer edinme uğraşısında olan Alistair, çeteleriyle dalga geçildiğini öne sürerek bir “katolik” vurması gerektiğini çete arkadaşlarına söyler. Evden getirdiği silahı, çetede çok sükse yapmıştır. Çaldıkları araba ile 19 yaşındaki Jim Griffin'in evine doğru, sokaklardaki askerlere yakalanmamaya çalışarak yola çıkarlar.

Hikayemizdeki bir diğer karakter olan 11 yaşındaki Joe, evinin önünde top oynamaktadır. Duvarda top sektirirken bir araba yaklaşır ve içinden yüzü maskeli yeşil gözlü bir adam iner. Joe adamın kendi evinin penceresine baktığını farkeder. Bir an göz göze gelirler ve maskeli adam silahındaki tüm kurşunları baktığı pencereye doğru, içeride televizyon seyreden Joe’nun abisi Jim Griffin'e boşaltır. Joe elinde topu, bakakalmıştır.

Cinayetten 33 sene sonra bu iki adam, medyanın girişimiyle biraraya getirilecek ve “Five Minutes of Heaven” adlı tv programının uzlaşma formatına yaraşır şekilde karşılaşıp içlerini boşaltacaklardır. Plana göre evlerinden alınan Joe Griffin ve Alistair Little, ayrı ayrı arabalarla ve şoförleriyle yola çıkarlar.

Çekimin yapılacağı yerleşkeye gelene kadar Joe Griffin arabanın içinde çocukluğuna döner ve cinayetten sonra annesinin onu suçlayan, katil olarak gören davranışlarını tekrar tekrar yaşar. Müthiş bir mani içerisinde bazen kendi kendine konuşup küfürler ederek mekana gelene kadar zor sabreder. Hayatını zindana çeviren bu cinayet sonrası yaşamak zorunda kaldığı acılar yüzünden yarı deli ve intikam almaktan başka birşey düşünmeyen bir ruh durumu içerisindedir. Alistair ise yol boyunca şoförü ile sakin bir şekilde sohbet etmektedir. Filmin başlangıcından buraya kadarı, çözülmesi gereken bir düğüm gibidir. Liam Neeson (Alistair) ve James Nesbitt’in (Joe Griffin) müthiş oyunculukları ile yönetmen bizi bu ikilinin bir araya gelmesi halinde neler olabileceğini hayal etmeye zorlar.

“Five Minutes of Heaven” programının ekibi Joe’yu karşılar ve yukarı katta bir odada ağırlar, o esnada Alistair kameraya, 14 yaşında girdiği ilk çeteyi, insan öldürmenin onun için o zamanlar havalı yürümek anlamına geldiğini ve o dönem yaptığı yanlışları tüm samimiyetiyle anlatmaktadır. İşlediği cinayetten iki hafta sonra yakalanmış ve 12 sene hapisanede kalmıştır. Bu dönem içerisinde entellektüel gelişimini tamamlamış ve hapisaneye girdiği insandan çok ayrı bir insana dönüşmüştür. Kendi bölümünün çekimi bittikten sonra Joe ile karşılaşma anına sıra gelmiştir. Tüm ekip onu yalnız bırakır ve yukarıdaki odasında gerginlikten çılgına dönmüş olan Joe’ya yoğunlaşır. Merdivenden inişini çekerlerken, çekimin sonunda kameramanın ayağı kaydı diye herşeyi tekrardan çekmek isterler. Joe, program ekibinin tüm bu yaşadıklarına “bir bölümlük malzeme” olarak baktığını algılar ve boyun eğer. Tek amacı intikam almaktır. Evden getirdiği bıçakla yapacaktır. Bitmek bilmeyen merdivenden iniş sahnesinin çekimleri sırasında Alistair’i gergin gergin koltukta beklerken görürürüz. Sanki bu karşılaşmaya en çok o sabırsızlanıyor gibidir.

Merdiven sahnesinin sonunda kapının önüne gelindiğinde Joe kendisine yenilir ve içeri girdiğinde kesinlikle kamera istemediğini haykırmaya başlar. Bu bağırışları duyan Alistair kapıya yönelmiş ve kapıyı açmamak için kendini zor tutmuştur. Ekip ile Joe’nun münakaşasını kaygı içinde kapının hemen ardında dinleyen Alistair senelerdir istediği bir şeye çok yaklaşmışken elinden kaçırdığını anlar. Joe arabasına binip evine geri dönerken, program ekibinde Joe ile zaman geçirmiş bir görevliden Joe’nun onu öldürmek istediğini öğrenir.

Alistair, birkaç hafta sonra Joe’ya bir mektup gönderir. İkili bu sefer kamerasız ve Joe’nun seçeceği bir mekanda buluşurlar. Buluşma ikisi için de kaçınılmazdır. İki adam hayatlarına bir türlü devam edememektedir. Hikaye, yüzleşme sonrası tüm bu gergin bekleyişe değecek oyunculuklarla süslü, gerçekçi bir şekilde sonlanırken, içerdiği medya eleştirisi ile de dikkate değer.

Filmekimi’nde 23 Ekim’de Emek Sineması 13.30’da, 24 Ekim’de Cinebonus Maçka 13.30’da ve 25 Ekim’de Emek Sinemasında 11.00’da gösterilecek “Five Minutes of Heaven” yönetmenin İstila filminden ziyade; Deney ve Çöküş filmlerinden hoşlananlara göre.

Hiç yorum yok: